SAHİH-İ MÜSLİM

Bablar Konular Numaralar

AHMED DAVUDOĞLU

258 NOLU HADİSİN ŞERHİ:

 

Bu hadisi imam Buhâri Ebu Dâvud ve Nesâî «Vasâyâ» bahsinde rivayet etmişlerdir. «Mubikaat» muhlikât yani helak edici şeyler demektir.

 

Hadisin başında: «Yedi muhlik şeyden kaçının!» buyurulmuştur ki; bu ifade «Bunları terk edin» demekten daha beliğdir. Nitekim Kur'an-ı Kerim'de de: «Zina’ya yaklaşmayın!»  buyurulmuşdur.

 

Kaçınılması icâbeden yedi şeyin birincisi; Allah'a şirk koşmak yânî ondan başka bir ilâh tanımaktır. Bundan daha büyük bir mühlîk olmadığı ma'lumdur. Çünkü müşrik ebedî olarak  cehennemde  yanacaktır.

 

İkincisi, sihirdir.

 

Sihir lügatte: bir şeyin yönünü değiştirmektir. Cevheri: «Sihir: efsundur; Me'haz ve menşei lâtif ve gizli olan her şey sihirdir.» demiştir; aldatmak ma'nasınada gelir.

 

Ebu Abdillah Razi sihri sekiz, kısma ayırmıştır. Şöyle ki:

 

1) Yalancıların ve yedi yıldıza tapanların sihri. Bunlar taptıkları yedi seyyarenin bu âlemi idare ettiğine, hayır ve şerrin onlardan geldiğine İnanırlar. Hz. İbrahim (A.S.) bu kavme gönderilmişdi.

 

2) Evham sahibleriyîe kuvvetli ruh sahiblerinin sihri,

3) Cinlerin yardımı ile yapılan sihir. Buna azaim ve teshir denir.

4) Tahayyül, göz boyacılık ve el çabukluğu ile yapılan sihir. Bazı müfessirlerin beyanına göre fir'avna yapılan sihir bu kabildendi.

 

5) Bir takım mürekkeb aletlerle yapılan acaip fiiller. (kimyasal karışımlar)

6) Bir takım devaların yani yiyecek ve yağların hâssalarından bilistifade yapılan sihir.

7) Kalbin taalluku ile yapılan sihir. Bunda sihirbaz îsm-i azamı bildiğini ve ekseri işlerde cinlerin kendisine mut'i ve ram olduklarını iddia eder.

8)  El altından koğuculuk yapmak suretiyle meydana gelen sihirdir. Halk arasında şayi' olan sihir budur.

 

Acaba sihrin hakikati var mıdır? Bu suâle Ebu'l-Muzaffer Yahya b. Muhammed şu cevabı vermiştir : «Ulema sihrin hakikati olduğuna ittifak etmişlerdir. Bundan yalnız Ebu Hanife müstesna kalmış; ve sihrin hakikat olmadığına kail olmuştur.» Kurtubi dahi: «Bizce sihir sabittir. Allah Teâla'nrn dilediğini yaratmasiyle onun hakikati vardır. Bu babta mu'tezile ile şafiilerden Ebu İshâk el-Esferaini muhalefet etmiş; ve sihrin bir tahayyül ve gözü aldatma olduğunu söylemişlerdir.» demiş ve sihrin: şa'baze (el-çabuk]uğu), Esma-i ilâhiyyeden bazılariyle ezber edilen bir takım sözler, şeytani ta'iiraat, yiyecek ve saire ile yapılan kısımları olduğunu bildirmiştir.

 

Fahreddini Râzî tefsirinde mu'tezile taifesi için : «Bunlar sihrin mevcudiyetini inkâr eder: ve ona inananların küfrüne kail olurlar. Ama ehl-i sünnet, sihirbazın hevâda uçmasını, insanı eşeğe, eşeği insana kalbetmesini caiz görürler. Ancak sihirbaz muayyen efsun ve kelimeleri söylerken vücuda gelen şeyleri halk eden Allah 'dır; derler. Onlar felsefecilerle müneccimler ve yıldız perestler gibi felek veya yıldızların müessir olduğuna kail değillerdir.» diyor. R â z i sihrin vâki' olduğunu ve onunla meydana gelen te'siri Allah halk ettiğine;

 

«Onlar Allahın izni olmaksızın o Sihirle hiç bir kimseye zarar veremezler..

 

âyet-i kerimesi ile ve Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellemj'e yapılan sihrin te'sir ettiğini bildiren hadislerle istidlal eder. Sihri öğrenme meselesine gelince : Râzi bu babda şunları söylemiştir; «Sihri öğrenmek ne çirkin ne de yasak'dır. Muhakkikin ulemâ buna ittifak etmişlerdir. Çünkü ilim zâtı i'tibâriyle şereflidir. Bir de şu var ki; eğer sihir bilinmezse onunla mucizenin farkını yapmak da mümkün olmaz. Mu'cizin âciz bırakan ma'nasına geldiğini bilmek vaciptir. Vacibin tevakkuf ettiği şeyde vaciptir. Bu ise sihri öğrenmenin vâcib olmasını iktiza eyler. Va-cib olan bir şey nasıl haram ve çirkin olabilir?..»

 

Fakat Sahih-i Buhâri şarihlerinden Bedrüddin Ayni Razi’nin bu sözüne bir kaç vecihle i'tiraz ederek demiştir ki:

 

1- Eğer Râzi «sihri öğrenmek çirkin değildir» demekle onun aklen çirkin olmadığını anlatmak istiyorsa; muhalifleri olan mu'tezile taifesi bunu men etmektedirler. Şer'an çirkin değildir demek istiyorsa  Allah'u Tealâ'nın: «Şeytanların okuduğu sihre tâbi' oldular..» âyet-i kerimesi sihrin çirkinliğini beyan ediyor. Sahih hadisde :                                            

 

«Her kim bir müneccim veya kâhine müracaat ederse  Muhammed (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'e indirilene küfretmiş olur.» buyurulmuştur. Sünende dahî: «Her kim bîr düğüm yapar da ona üfürürse sihir yaptı demektir.» hadisi vardır.

 

2 - Râzî: «Sihir yasak değildir; muhakkikin ulemâ buna ittifak etmişlerdir...» diyor. Zikrettiğimiz âyet ve hadislerin karşısında sihir nasıl yasak olmayabilir? Muhakkikin dediği zevat şeriat alimleridir. Hani bu babdaki sözleri nerededir?

 

3 - «Eğer sihir bilinmezse onunla mu'cizenin farkını yapmakda mümkün olmaz ilâ ah...» sözleri fasiddir. Zira Nebiimiz (Sallallahu Aleyhi ve Sellemy'in en büyük mu'cizesi Kur'anKe-rim'dir...

 

4 - Mu'cizin âciz bırakan ma'nasına geldiğini öğrenmek asla sihir ilmine bağlı değildir. Sonra bizzarure ma'lumdurki sahabe tabiin ve müslümanların büyükleri ile âmme kısmı mu'cizeyi bilirler; ve mucize ile başka şeylerin arasını ayırırlardı. Halbuki sihri bilmezlerdi. Onu ne okumuş ne de okutmuşlardı. Ulema ve fukahanın nassan bildirdiklerine göre: sihri öğrenmek de Öğretmek de büyük günahdır. «Et-Telvih» nam eser­de bazı Şâfiîlerin: «Sihri öğrenmek haram değildir; bilinip, onu yapana karşı koymak ve sihri evliyanın kerametinden ayırmak için Öğrenmek caizdir» dediği bildiriliyor. Aynî zahire göre bundan muradın Fahrüddini Razi ile imam Gazali olduğunu söylemiştir.

 

Sihri öğrenerek yapmanın hükmü ulemaâ arasında ihtilaflıdır. Ebu Hanife Mâlik ve Ahmed b. Hanbel'e göre küfürdür, yalnız Hanefilerden bazısına göre şerrinden korunmak için sihri Öğrenmek küfür değildir. Ama sihir yapmanın caiz olduğuna yahud fayda verdiğine inanmak küfürdür. Şeytanların insana istediğini yapabileceklerine inanmak dahi küfürdür.

 

İmam Şafii şöyle demiştir: «Bir kimse sihri Öğrenirse kendisi­ne: bize sihrini ta'rif et! deriz. Şayet Bâbillilerin i'tikad ettikleri yedi yıldız’a ibadet ve bu yıldızların kendilerinden istenen şeyi yapması gibi küfrü icâbedecek şekilde beyanda bulunursa o kimse kâfirdir. Beyanı küfür Icabetmiyor da sihrin mubah olduğuna inanıyorsa yine kâfirdir.*

 

Sihir yapan kimsenin şer'i cezası ölümdür. Yalnız imam Mâlik ile Ahmed b. Hanbel'e göre bir defa yapmakla, Ebu Hanife ile Şafii hazeratına göre ise bir kaç defa yapmakla yahud muayyen bir şahsa sihir yaptığını i'tiraf etmekle öldürülür. Şafii 'den gayri imamlara göre sihribazın öldürülmesi bir hadd-i şer'idir. Şâfiiye göre ise fiilin tekrarı veya i'tiraf halinde sihirbaz kısas olmak üzere öldürülür.

 

İmam Ebu Hanife'ye göre ehl-i kitabın sihirbazı da öldürülür. Eimme-i selâse denilen Mâlik, Şafii ve Ahmed b. Hanbel'e göre Öldürülmez. Onlara göre sihir yapan kadının hükmü de erkek gibidir. Ebu Hanife'ye göre Öldürülmezse de hapsolunur.

 

Sihir yapan kimsenin dünyada tevbesinin kabul edilip edilmemesi ihtilaflıdır. İmam Mâlik'e göre kabul edilmez. Ebu Hânife ile Ahmed b. Hanbel 'den nakledilen meşhur kavle göre de hüküm budur. İmam Şâfii 'ye göre kabul edilir. İmam A.Samed'in ikinci kav­li de budur. İmam Mâlik'den bir rivayete göre sihirbaz yakalanırsa, zındık gibi onun da tevbesi kabul olunmaz. Fakat yakalanmadan tevbe eder de tevbekâr olarak gelir teslim olursa öldürülmez. Ancak yaptığı sihirle insan öldurmüşse kendisi de öldürülür. İmam Şâfii 'ye göre sihirbaz: «Ben öldürmeyi kesdetmedim.» derse hatâ etmiş sayılarak kendisinden diyet alınır.

 

İmam Buhâri 'nin naklettiğine göre Saidü'bnü'l-Müseyyeb, sihir yapan kimseden sihrini çözmesini istemeyi caiz görmüştür. Bâzıları «Nüşra»'ya cevaz vermişse de Hasan-ı Basrî bunu mekruh saymıştır; Nüşra: cinlerin çarptığı zannolunan bir kimseye tatbik edilen ilâç ve okumadır.

 

Üçüncüsü: katildir: Haksız yere insan öldürmek imam Şafii (Rahimehullah)'a göre Allah'a şirkden sonra büyük günahtır. Bir hadisde: «Rahmanın arşı üç şeyden deprenir ve Allah üç şeyden gadaba gelir* buyurulmuş; katil bunlar arasında zikredilmiştir. Katilin tevbesi hususunda ihtilâf edilmiştir, İbni Abbâs (Radiyallahu anh)'a göre katil ebedi olarak cehennemde kalacaktır. Hanefilerle diğer ulemaya göre ebedî olmasa da cehennemde uzun zaman kalacaktır. Dünyevi cezası ise kısâsen öldürülmektir. Ancak maktulün velileri affeder yahud uzlaşırlarsa kısas edilmez: çünkü hak onlarındır. Kasden haksız yere müsüman bir insan öldürmede Hanefilere göre keffaret verilmez. Zira keffaretde ibâdet ma'nası vardır; binaenaleyh; onunla hâlis bir büyük günah olan katil Ödenemez. Şafiilere göre ise keffaret lâzımdır. Onlar : «Hataen insan öldürmek bundan daha ehven olduğu halde onda keffaret meşru' olunca bunda evleviyetle meşru' olur.» diyorlar.

 

Dördüncüsü: yetim malı yemektir. Yetim : Babası ölen küçük çocuk-dur. Hatta Zemahşehri'ye göre büyük çocuğa da yetim denilebilir. Zira kelimenin lügat ma'nası. yalnız kalmakdir. Ancak bu kelime daha ziyade küçükler hakkında kullanılır. Vakıa Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellenı): Buluğdan sonra yetimlik yoktur» buyurmuşlarsa da ona göre bu hadisden murâd lügati değil, şeriatı öğretmektir.

 

Hadisin zahirine bakılırsa yetim malını yemek mutlak surette haramdır. Şu halde vasinin yemesi de yasak'tır. Nitekim buna kail olanlar vardır. Fakat cumhura göre vasi veya velinin ma'ruf vecihîe ve israf etmemek şartiyle yetim malından yemeleri meşru'dur.

 

Beşincisi: Ribâ yemektir. Rîba : Mal vaya para verip karşılığında mal yada para alırken alınan veya verilen karşılıksız ziyadedir. Buradaki «yemek» ta'birinden maksad ribâ muamelesi yani faiz alıp vermekdir.

 

Riba meselesi bir çok âyet ve hadislerde en şiddetli bir lisanla haram kılınmıştır.

 

Altıncısı: Düşmana hücum edileceği zaman harpden kaçmaktır. Hadis-i şerif harpden kaçmanın büyük günah olduğuna delâlet etmekdedir ki cumhuru ulemanın mezhebi de budur. Yalnız Hasan-ı Basri hazretlerine göre harpden kaçmak küçük günahtır. Ona göre bu babdaki âyet hassaten Bedir gazileri hakkında nazil oîmuşdur. Bazıları da âyetin başka bir âyetle neshedildiğine kaaildirier. Fakat doğrusu: ister kirn o gün çarpışmak için dönmek yahud başka bir bölükde mevki almak halleri müstesna olmak üzere kâfirlere arkasını dönerse muhakkak Alahın bir gadabına uğrar; varacağı yer de cehennemdir. O ise pek kötü bir yerdir» [Enfal 16] âyet-i kerimesi ne Bedir gazilerine mahsusdur; ne de mensuhdur. Onun hükmü, cumhuru ulemanın dedikleri gibi her harbe âmm ve şamil olmak üzere kıyamete kadar bakidir.

 

Yedincisi: Muhsan kadınlara zina iftirasında bulunmaktır. Bu hüIkümde erkeklere edilen zina iftirası da dahildir. Binaenaleyh kadın olsun erkek olsun: âkil, bâliğ ve namuslu olan bir müslümana zina iftirasında bulunmanın cezası hür olan müfteriye seksen, köleye kırk değnek vurmaktır.

 

Kâfir bir kadına zimmiyye bile olsa zina iftirasında bulunmak büyük günah değildir. Bu sebeble müfteriye hadd vurulmaz. Cairye ye yapılan zina iftirasının cezası ta'zirdir.